VAR OLAN TAHAMMÜLSÜZLÜK PANDEMİDEN Mİ YOKSA BENCİLLİKTEN Mİ KAYNAKLANIYOR?

pandemi süreci

Dolu dolu tam bir yıldır tüm dünyayı etkisi altına alan, hayatımızın her alanını kısıtlayan ve bizleri deyim yerindeyse evlerimize hapseden bir pandemi süreci yaşıyoruz. Maalesef ki dışarıdaki hayata, iş stresinin depresyon haline karşılık yapılan sosyalleşmelere ve milli eğlencelerimiz olan piknik, düğün, evlerde toplanma gibi durumlara da ara vermiş bulunuyoruz. Başlarda yeni hobiler edinip çeşitli meşgaleler yaratarak geçiştirmeye çalıştığımız süreç, zamanla psikolojimizin sınırlarını zorlayarak anksiyete, depresyon ve başka sorunlara da sebep olmakta.

Dünyada da durum farklı değil. Batı hem sağlık alanının sınavını verirken hem de büyük ebeveynler konusundaki seçimleriyle sık sık eleştirilere maruz kalıp gündeme düşüyor. Halkları isyana kalkışıyor ve tutumlar öfkeli bir sürece sebep oluyor. Ülkeler çeşitli önlemlerle gidişata yön vermeye çalışan gerek ekonomik gerek toplumsal paketler hazırlasa da bireylerin bilinçli ya da bilinçsiz şekilde yaptığı eylemler hastalığın yayılmasının önüne geçilmesine engel oluyor.

Özellikle de havanın güzel olduğu zamanlarda yapılan umursamaz tavırlar, karantina sürecinin uzayacağını unutturuyor. Gerçi evde fazlaca vakit geçirmek, az evvel bahsettiğimiz ruhsal dengesizliklerle birlikte bünyesel dengesizliklere de yol açıyor. Dolayısıyla da bu eve kapanmalar alışkanlıklarımızı tümden değiştirdiği için beraberinde başta tahammülsüzlük olmak üzere birçok soruna neden oluyor.

Kapalı ve dar alanda sürekli bir arada olan bireyler gerek kendi bencil tutumları gerekse anlık öfke patlamaları sonucunda birbirlerine ağır travmalar yaratacak kadar ileri gidebiliyor.
Peki aynı evin içerisinde uzun süre vakit geçiren kişiler, olası yaşanılacak kötü durumlara karşı nasıl davranmalı? Neler yapmalı? Ben bu konu da klasik bilgiler verip şunu yapın bunu yapmayın deyip bir kulağımızdan girip diğerinden çıkacak tavsiyelerde bulunmak istemiyorum. Onun yerine hayatımızdaki her şeyi dengelememiz gerektiğini öğrenmenin en iyi psikolojik rahatsızlık savar olduğuna inanıyorum.

Peki “bunu nasıl yapacağız?” derseniz şöyle cevaplayayım: Günlük rutin işlerimizi birbirimizin hayatına baskı derecesinde müdahil olmadan fakat müşterek bir şekilde halledebiliriz. Kendimize özel bir saat dilimi ayarlayıp hobimiz ya da yapmak istediğimiz şeyi yapabiliriz. Ekonomik özgürlük adına gidip-gelmek zorunda kaldığımız işlerin akabinde evimize geldiğimiz an fazla korumacı ya da fazla savunmacı hareketlerden kaçınabiliriz.

Tartışma ortamı oluştuğunda izin verilen saatler içerisinde ufak bir yürüyüşe çıkabilir, mümkün değilse pencere ve balkonda nefes egzersizleri yapabiliriz. Unutmamalıyız ki bu süreç hepimizin hayatını çok derin şekilde etkiledi. Yapacağımız mızmız, baskıcı, savunmacı ve aşırı kırıcı tavırlar sonuçları hiç istemediğimiz yerlere götürebilir. Kötü senaryoları yaşamamak adına terapi merkezlerine başvurabilir, öfke kontrolünü öğrenebilir ve tahammül sınırımızı geliştirebiliriz.

Tüm bu durumları uygular, toplumsal alanlarda da gerekli hijyen ve mesafe kurallarına uyarsak hastalığın yayılımını durdurur; mental sağlığımızla birlikte fiziksel sağlığımızı da korumuş oluruz. Hem fena mı yeni hobiler edinmiş, kendi değerimizin farkına varmış, hoşgörü konusunda gelişmiş ve sağlık ile zamanın değerini kavramış insanlar oluruz.

Yazar: Nur ELDEMİR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir